Ana Sayfa Kategoriler Giriş CANLI YAYIN
UYGULAMA MENÜSÜ
SON DAKİKA
23:30 MANEVİYAT KAYBOLURSA… 23:30 Akaryakıtta Büyük Zam Tehlikesi: Benzin ve Motorin Fiyatları Fırlıyor! 23:30 Fon Soruşturmasında Yeni Dalga: Bakan Yardımcısının Damadı İçin Yakalama Kararı Çıkarıldı 23:30 Aksaray Kitap Fuarı’nda Duygusal Buluşma: Ömer Tutsun Hoca Kitaplarının Hikâyelerini Anlattı 23:30 Vanlı Kara Haydar Soruşturmasında Şok Gelişme: İki Araçtan 934 Milyon Liralık Servet Çıktı!
Live Animation
CANLI YAYIN
SON DAKİKA
SESİ AÇMAK İÇİN TIKLAYIN

MANEVİYAT KAYBOLURSA…

28.09.2026 21:51
899 Görüntüleme
0 Yorum
news
Bugün kendimize şu soruyu sormalıyız:“Ben dünyaya ne kadar sahip oldum?” değil…“Ben dünyaya ne kadar insanlık bıraktım?” Maneviyat, insanın görünmeyen zenginliğidir.O zenginliği kaybettiğimiz gün, sahip olduğumuz her şeyin anlamı eksilmeye başlar.

   Toplumun çöküşü her zaman savaşlarla, ekonomik krizlerle ya da büyük felaketlerle başlamaz.Bazen çöküş sessizce gelir.

  Önce insanların birbirine olan güveni azalır.Sonra selamlaşmalar azalır.Ardından hatır sormak, gönül almak, kapı çalmak, ihtiyaç sahibinin elinden tutmak sıradan davranışlar olmaktan çıkar.

İnsanlar birbirine artık insan olduğu için değil, kendilerine ne sağlayacağına göre bakmaya başlar.

   Tehlike burada başlar. Çünkü bir toplumun ayakta kalmasını sağlayan sadece kanunlar değildir.Kanunların ulaşamadığı yerde vicdan vardır.Devletin göremediği yerde ahlak vardır.Kimsenin bilmediği yerde Allah korkusu vardır.Ve insanın yalnız kaldığında bile doğruyu yapmasını sağlayan şey, işte o maneviyattır.

  Maneviyat denilince çoğumuzun aklına ibadet, dua, cami, kandil ve dini günler gelir.Elbette bunların hepsi manevi hayatımızın önemli parçalarıdır.Fakat maneviyat sadece bunlardan ibaret değildir.

   Maneviyat aynı zamanda ahlaktır.Kul hakkından sakınmaktır.Yetimin hakkını gözetmek,Anne babanın gönlünü kırmamaktır.

   Eşine vefalı,çocuğuna güzel örnek olmaktır. Komşusunun açlığını kendi tokluğuna tercih edebilmektir.Kendisinden güçsüz olana merhamet göstermek,güç eline geçtiğinde değişmemektir.

   Makam sahibi olduğunda kapısını vatandaşa kapatmamak, zengin olduğunda yoksulu küçümsememektir.

Ve en önemlisi…Kimse görmese bile yanlış yapmamaktır.Çünkü insanın gerçek karakteri, başkalarının kendisini izlediği zaman değil, kimsenin görmediğini düşündüğü zaman ortaya çıkar.

   Teknoloji çağında yaşıyoruz.Dünyanın öbür ucundaki insanla saniyeler içinde iletişim kurabiliyoruz.

Telefonlarımız akıllandı. Arabalarımız,evlerimiz akıllandı.Şehirlerimiz büyüdü.Fakat bütün bunların arasında bir soru sormamız gerekiyor:Biz gerçekten daha mı iyi insanlar olduk?

  Komşumuzun evinde ne olduğunu sosyal medyadan biliyoruz ama komşumuzun derdi var mı bilmiyoruz.

  Arkadaşımızın nerede olduğunu telefonundan görüyoruz ama gönlünden ne geçtiğini bilmiyoruz.

  Birbirimizin fotoğraflarını beğeniyoruz ama birbirimizin acılarını paylaşmıyoruz.

  Kalabalıklar içinde yaşıyoruz ama yalnızlığımız büyüyor.Çünkü iletişim arttı, fakat gönül bağı zayıfladı.

   Bir toplumun temeli ailedir. Aile zayıflarsa toplum da zayıflar.Bugün çocuklarımızın eline dünyanın bütün bilgilerini koyabiliyoruz.

Telefon, tablet, bilgisayar…

  Fakat çocuğumuza vicdanı kim öğretecek Saygıyı,sabretmeyi,büyüğünü dinlemeyi, küçüğünü korumayı kim öğretecek?

   Çocuğa “başarılı ol” demek kolaydır.Ama “başarırken kimseyi ezme” demek daha önemlidir.

   “Çok para kazan” demek kolaydır.Ama “kazandığın paranın içinde başkasının hakkı olmasın” demek asıl terbiyedir.

   “İyi bir makam sahibi ol” demek kolaydır.Ama “makam sahibi olduğunda insanlığını kaybetme” demek gerçek nasihattir.

  Çocuklarımıza sadece meslek kazandırırsak birer meslek sahibi yetiştiririz.Ama onlara ahlak, vicdan ve merhamet kazandırırsak insan yetiştiririz.

  Bugün hayatımızın önemli bir bölümünü para kazanmak için harcıyoruz. Daha büyük ev…Daha iyi araba…Daha yüksek maaş…Daha fazla imkân…

  Bunların hiçbiri kötü değildir.İnsan elbette çalışmalı, üretmeli, kazanmalıdır.Fakat mesele kazandığımız şeylerin hayatımızın amacı haline gelmesidir.Çünkü para bir araç olmaktan çıkıp amaç haline geldiğinde insanın ölçüleri değişmeye başlar.

  Dostluk menfaate dönüşür.

İlişkiler hesaba dönüşür. İnsanlar “Bana ne verebilir?” sorusuyla değerlendirilir.İşte burada maneviyat devreye girer.

  Maneviyat insana şunu hatırlatır:Her şey senin değildir.Sahip olduğun makam geçicidir. Paran,şöhretin gücün geçicidir.Fakat yaptığın iyiliklerin insanlarda bıraktığı iz kalıcıdır.

   Asıl sınav, insanın makam sahibi olduğunda başlar. Çünkü makamdayken herkes çevrende olabilir. Telefonun susmayabilir. Kapın çalınabilir. İnsanlar seni övebilir.

  Fakat makamdan indiğinde yanında kim kalıyor?İşte gerçek dostluk orada belli olur.

  Maneviyat sahibi insan, makamı kendisinin zannetmez.Makamın bir emanet olduğunu bilir.Bugün oturduğu koltuğa yarın başka birinin oturacağını bilir.Bu yüzden insanlara tepeden bakmaz.

  Vatandaşı küçümsemez.  Kendisinden küçük gördüğü insanlara kötü davranmaz.Çünkü bilir ki insanın değeri makamıyla ölçülmez.

   Maneviyatın en güzel göstergelerinden biri de vefadır.Dün yanında olanı bugün unutmayacaksın. Zor gününde elinden tutanı, iyi gününde yok saymayacaksın.

  Bir insanın sana yaptığı iyiliği, ilk fırsatta unutmayacaksın.Çünkü vefa, insanın hafızası değil; karakteridir.

  Bugün maalesef bazı ilişkiler çıkar üzerine kuruluyor. İşimiz düştüğünde arıyoruz.İhtiyacımız olduğunda hatırlıyoruz. İşimiz bitince unutuyoruz.

  Bu anlayış toplumu yorar. İnsanı yalnızlaştırır.Güveni yok eder.Oysa maneviyat bize şunu öğretir:İyilik, karşılık beklemeden yapılır.

   Bir toplumda merhamet azalırsa, insanlar birbirinin acısına duyarsızlaşır.Bir insanın işsiz kalması bizi ilgilendirmez.Bir ailenin geçim sıkıntısı,bir yaşlının yalnızlığı,bir çocuğun gözyaşı bizi ilgilendirmez.

  Sonra dönüp sorarız:

“Biz neden bu hale geldik?” Cevabı aslında çok açıktır. Çünkü başkasının derdini kendi derdimiz olmaktan çıkardık.Oysa merhamet, insanı insan yapan en temel değerlerden biridir.

  Bir yetimin başını okşamak… Bir yaşlının poşetini taşımak…Bir öğrencinin ihtiyacını karşılamak…Borçlu bir insanın sıkıntısını hafifletmek…Bir hastanın kapısını çalmak…

  Bunların hiçbiri dünyayı değiştirmeyebilir.Ama bir insanın dünyasını değiştirebilir.

   İnanç, insanın davranışlarına yansımıyorsa üzerinde düşünmek gerekir.Dua ediyoruz ama insan kırıyoruz.İbadet ediyoruz ama kul hakkına dikkat etmiyoruz.Güzel sözler söylüyoruz ama arkasından insanları incitiyoruz.Bunlar bize şunu düşündürmeli:Biz dini sadece şekil olarak mı yaşıyoruz, yoksa ahlakını da hayatımıza taşıyor muyuz?

  Çünkü güzel ahlak olmadan maneviyat eksik kalır.İnsanlara adaletli davranmadan adaletten söz etmek kolaydır.Merhametten bahsetmek kolaydır.Vefadan bahsetmek kolaydır.Asıl mesele bunları hayatın içinde gösterebilmektir.

  Bugünün çocukları yarının yöneticileri, öğretmenleri, doktorları, mühendisleri, esnafları, anneleri ve babaları olacak.

Onlara nasıl bir dünya bırakacağız? Sadece beton binalar mı?Sadece teknoloji mi?Sadece ekonomik hedefler mi?

  Yoksa güçlü aile bağları, sağlam dostluklar, temiz bir vicdan ve güzel bir ahlak mı?Gençlerimize kızmadan önce onlara ne öğrettiğimize bakmalıyız.

  Çünkü çocuklar söylediklerimizi değil, çoğu zaman yaptıklarımızı örnek alırlar.Onlara dürüst olmayı anlatırken yalan söylüyorsak…

  Saygıyı anlatırken insanları küçümsüyorsak…Vefayı anlatırken dostlarımızı yarı yolda bırakıyorsak…Merhameti anlatırken yoksula sırtımızı dönüyorsak…Çocuklarımızın kafasında büyük bir çelişki oluştururuz.

  Maneviyat kaybolursa evler büyür ama yuvalar küçülür. İnsanlar çoğalır ama dostluklar azalır.

   Maneviyat kaybolursa para artar ama huzur azalabilir, makamlar yükselir ama insanlık aşağı iner.

   Maneviyat kaybolursa teknoloji gelişir ama vicdan gerileyebilir, insan kendisine bile yabancılaşabilir.

  İşte bu nedenle bugün hepimizin yeniden kendimize dönmesi gerekiyor.Birbirimize yeniden selam vermemiz gerekiyor.Büyüklerimizin ellerini öpmemiz, küçüklerimizin başını okşamamız gerekiyor. Dostlarımızın sadece iyi gününde değil, kötü gününde de yanında olmamız gerekiyor. Komşumuzun kapısını sadece bir şey istemek için değil, halini hatırını sormak için çalmamız gerekiyor.

Ve en önemlisi…Kalbimizi yeniden insanlara açmamız gerekiyor.

  SON SÖZ

  Dünyayı değiştirmek için her zaman büyük işler yapmak gerekmez.

Bazen bir gönül almak yeter.

Bazen bir özür…

Bazen bir teşekkür…

Bazen bir “Nasılsın?”…

Bazen karşılıksız yapılan küçük bir iyilik…

Belki de bugün toplum olarak en çok ihtiyacımız olan şey budur:

Daha çok insan olmak.

Daha çok kazanmak değil…

Daha çok görünmek değil…

Daha çok konuşmak değil…

Daha çok makam sahibi olmak değil…

Daha çok insan olmak.

Çünkü insanın cebindeki para bitebilir.

Makamı elinden alınabilir.

Şöhreti unutulabilir.

Gücü kaybolabilir.

Ama gönüllerde bıraktığı iyilik, yaptığı güzel işler ve insanlara dokunduğu hayatlar yaşamaya devam eder.

Maneviyat kaybolursa, elimizde çok şey kalabilir.Ama bizi biz yapan değerler eksilir.

Bu yüzden bugün kendimize şu soruyu sormalıyız:“Ben dünyaya ne kadar sahip oldum?” değil…“Ben dünyaya ne kadar insanlık bıraktım?”

Çünkü günün sonunda herkesin hesabı kendi vicdanında kapanır.

Ve unutmayalım:

Maneviyat, insanın görünmeyen zenginliğidir.O zenginliği kaybettiğimiz gün, sahip olduğumuz her şeyin anlamı eksilmeye başlar.

Sağlıcakla kalın.

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!

Yorum Yazın

SIRADAKİ HABERLER

- REKLAM -