Ana Sayfa Kategoriler Giriş CANLI YAYIN
UYGULAMA MENÜSÜ
SON DAKİKA
00:20 Galatasaray Bitime Bir Hafta Kala Şampiyonluğunu İlan Etti 00:20 RESMEN ŞAMPİYONLUK!!! 00:20 AK Partili vekilin paylaşımı dillere düştü! Yapay zeka mı? 00:20 Hantavirüslü gemiden inen Türk YouTuber: "Ucuz kurtuldum" 00:20 "Çok güzelsin" diyerek öldürmüştü; Enjeksiyonla idamı onaylandı
Live Animation
CANLI YAYIN
SON DAKİKA
SESİ AÇMAK İÇİN TIKLAYIN

Adı konulmamış bir yazı

26.02.2026 15:19
172 Görüntüleme
0 Yorum
news
Yıl 1979 — Manisa Cezaevi. Duvarlar suskundu, taş soğuktu, gökyüzü uzak. Ama biz, her şeye rağmen, gülümsemeyi unutmazdık.

Yırtık pijamalar içinde gururumuzu saklar, temiz kalmanın direniş olduğunu bilirdik.

Camın ardında birkaç gönüldaş görünürdü, gözleriyle “sabret” derlerdi, biz sesimizle “dayan”...

“Okulunuzu bitirin,” derdik onlara, “vatan sizleri bekliyor.”

Oysa biliyorduk — dışarısı da özgür değildi.

Bir iki paket Samsun sigarası, ceplerinde biriken harçlıkların hediyesi.

Getiremeyenlerin mahcup bakışı, her hediyeden daha kıymetliydi.

O bakışta bir umut vardı; bizi unutmayan yüreklerin sıcaklığı.

Kitap azdı, kelime çok değerliydi o günlerde.

Bir gazetenin reklam satırını bile defalarca okurduk.

Çünkü her cümle, her harf, dışarıya açılan küçük bir penceredir insana.

Avukat ayda bir gelirdi.

Sorular birikirdi içimizde, umutla sarardık etrafını.

Ama konu para olunca, boynumuz düşerdi sessizce.

Bir cümlelik umut kırılırdı o anda, ama yüreklerdeki inanç kalırdı.

Bahçemiz küçüktü altıya dört adımlık bir dünya.

Duvarları dört metre, gökyüzü bir avuç kadar.

Bir gardiyan iyi niyetliyse, gece çay demleyip sabaha kadar konuşurduk.

Söğüt dallarında kuşlar öter, biz susarak onları dinlerdik.

Sabah sayımından sonra uykular çökse de her yorgunlukta biraz huzur vardı.

Yataklar yetmezdi, biri kalkmadan öteki yatamazdı.

Ama ısındık birbirimizin nefesiyle, umutla, sessizlikle.

Ve evet, o günlerde mutluyduk.

Posta geldiğinde, kalpler hızla çarpar, isimler okunurdu bir bir.

Kimi gülümser, kimi köşesine çekilip ağlardı.

Mektubu gelmeyenler yine koşardı

“Belki bu kez gelir,” diye.

Ama her defasında aynı sessizlik sarardı koğuşu.

O sessizlik, eksik bir nefes gibi içimize işlerdi.

Mahkemesi olan, bir gün önceden hazırlanırdı.

Bir takım elbiseyi belki on kişi giyerdi sırayla.

Kumaşın yıpranmışlığı değil, üzerindeki umut önemliydi bizim için.

Sonra bir teypten yükselirdi o kadın sesi: “Mapushane etrafında dikenli teller...”

Birden susardı bütün koğuş, dilimizi değil, kalbimizi tutardık.

Bir başka şarkı girerdi ardından: “Yanakların çiçektir, gönlüm bir petektir...”

Sanki dışarıdan, bize unuttuğumuz bir baharı fısıldardı o ses.

Yıllar sonra o şarkıyı buldum, ama eskisi gibi değildi.

Belki de o günkü duygu, sadece o soğuk duvarların yankısıydı.

Şimdi elimde bir siyah-beyaz fotoğraf.

Yüzler genç, umutlar diri.

Zaman geçti, renkler soldu, ama o günlerin sıcaklığı hâlâ kalbimde.

Ve bazen gece sessizliğinde fısıldarım kendi kendime:

Biz o günlerde, evet…

Gerçekten çok mutluyduk.

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!

Yorum Yazın

SIRADAKİ HABERLER

Ahmet Aytaç YAZARININ DİĞER YAZILARI

- REKLAM -